İşaret
Halil Kaptan'ın numarasını fener müdürlüğünden aldım. Telefonu dördüncü çalışta açtı ve ben daha adımı söylerken lafımı kesti: “Sonunda aradın demek. Telsizi geceleri açık bıraktın mı?”
O ana kadar birbirinden kopuk görünen ayrıntılar sessizce yan yana geldi. Odadaki ışığın rengi, kapının altından sızan serinlik ve uzaktan duyulan düzenli ses aynı şeyi söylüyordu: yaşananlar rastlantı değildi. Bunu kabul etmek korkuyu azaltmadı; aksine, karşısındaki bilinmezin onu çok önceden fark etmiş olduğunu düşündürdü.
Bir süre kıpırdamadan çevresini dinledi. Günlük hayatın güven veren küçük sesleri geri çekilmiş, yerlerini duvarların içinde dolaşan belli belirsiz bir uğultuya bırakmıştı. Her nefeste yeni bir ayrıntı seçiliyor, her ayrıntı az önce doğru sandığı açıklamayı biraz daha imkânsız hâle getiriyordu.